Bumerang

26 Kasım 2013 Salı

MODERNLEŞME YOLUNDA

Tarihsel yazılar can sıkıcı olur biliyorum, çok uzatmamaya çalışacağım. Ama o ülkede kısa bir süreliğine bile olsanız, tarihsel bazı detayları bilmeniz, kültürü tanımanıza yardımcı oluyor. Bir varmış bir yokmuş  diyerek mi başlasam... 

İlk çağlardan itibaren sırasıyla Elamlar, Aryanlar, Parslar,  Makedonyalılar(İskender Dönemi) , Aşkaniler, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Timurlular, Safeviler, Zendliler, Kaçarlar’a ev olmuş.

Tamam tamam, o kadar da eskilerden bahsetmeyeceğim. Yakın tarihe bir göz atalım:

Birinci Dünya Savaşı sırasında genelde tarafsız kalmış ama Rusya’nın ve İngiltere’nin etkisi altında kalmış. 1917 Ekim Devriminden sonra Ruslar İran üzerindeki iddialarından vazgeçmiş. Ülke tamamen İngiliz etkisine girmiş.

1926’da Rıza Han, Pehlevi Hanedanlığı’nı kurmuş. İran’ı modernleştirmek için Atatürk’ü örnek almış. Kara çarşafı ve Aşura yasını yasaklamış. Birçok sosyal devrim yapmış. Dilde sadeleşmeye önem vermiş, Farsça’nın içindeki Arapça ve Türkçe kelimeleri temizlemeye çalışmış. Daha çok Fars milliyetçiliğinin öne çıkması için kültürel politikalar uygulamış. Aslında kendisi Azeri kökenli. Türkiye ziyaretinde Atatürk’le Türkçe konuşmuş. Burada, Şah’ın kendi halkını aşağıda gördüğü, bu sebeple şatafatlı hayat tarzını benimsediği, evinde İngilizleri çalıştırdığı söylentisi de var. Atatürk’ün her yönünü örnek almamış demek ki…
İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmaya çalışmış. Rusya bazı İran topraklarını ele geçirince Amerika ve İngiltere’ye yaklaşmış.
O zamanlar İngiliz-İran ortak petrol şirketleri milyonlarca dolar kazanıyorlarmış. Milliyetçi başbakan Musaddık, her türlü dış baskıya rağmen İran petrollerini millileştirmiş. Halen o gün, resmi tatil olarak kutlanıyor. (Kutlamak lazım. Biz de her şeyimizi elden çıkartıyoruz. Yine tutamadım kendimi, sözde siyaset yapmayacaktım ama dayanamıyorum. )
İngilizler de boş durmamış tabi, pastadan pay alamayacaklar ne de olsa, İran petrollerine uluslararası boykot uygulamış. İran’ın petrol gelirleri neredeyse sıfıra inmiş. Düşünsenize bol miktarda petrolün var, rafineride işleyemiyorsun, tankerin yok, bu yüzden de taşıyamıyorsun.
Tabi ki uzun süre dayanamamışlar. 1953’te Musaddık sınır dışı edilmiş. Petroller de hoooop uluslararası bir şirketin eline… Tahmin edin hangi ülke? ABD tabi ki. %40 ortak olarak hem de. O zamanlar da her şeye karışmayı sevdiklerinden, Şah’a baskı yapmışlar. Ekonomide değişiklik yap demişler. “Beyaz Devrim” adıyla büyük bir reform hareketine girişilmiş. Hiç şaşırtmadı beni ki, kamu kuruluşları özelleştirilmiş. Batı tarzı hayat dayatılmış. Güzel sosyal reformlar da yapılmış aslında. Ama halkın ne dediğine kulak verilmemiş. Halk Şah’la aynı vizyonu paylaşmıyormuş. Yapılan yeni düzenlemelerle yoksullaşma artmış, büyük şehirlere göç başlamış. Büyük şehirlerde diskolar, eğlence yerleri ile batıdakiler gibi yaşamışlar.
Zaman içerisinde Şah’ın otoritesine karşı çıkanlar artmış. Çünkü, yapılan toprak reformları, büyük toprak sahipleri olan ulemaların canını sıkmış. Enflasyon sürekli yükselmeye başlamış. Seçme ve seçilme hakkı Müslüman olmayanlara da tanınmış. Şeriat isteyenler ve istemeyenler olarak toplum iki kutba ayrılmış. Ekonomi gittikçe kötüleşirken kitleler sokak gösterilerine başlamış. Şah da bu gösterileri en sert bicimde bastırmış.
1. Dini Lider Humeyni
Bu sırada yurtdışında olan dini lider Ayetullah Humeyni’nin popülaritesi artmış, direnişin simgesi haline gelmiş. 1978 yılında Şah kendini kurtarmak için iyice zıvanadan çıkıp şiddeti iyice arttırınca sıkıyönetim ilan etmiş. Tahran, Tebriz ve Kum’daki  sokak gösterilerinde yüzlerce kişi öldürülmüş.  16 Ocak 1979’da ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. (Buranın tatilleri meşhurdur. Bu tarih de resmi tatilJ)

Humeyni’nin görüşü, milliyetçilik ve muhafazakarlık bileşimiymiş. Devrim karşıtı taraftarları idam edilerek çok kan dökülmüş. 
1980’de referandumla halkın %97’si devrime evet demiş.

(Devrim zamanı İran’ı daha iyi anlayabilmek için 2007 yapımı Persepolis isimli animasyon filmini ve 2012 yapımı Yılmaz Erdoğan'ın da oynadığı Gergedan Mevsimi’ni izlemenizi tavsiye ederim. 
http://www.imdb.com/title/tt0808417/)







Humeyni Dönemi’nden itibaren ABD ile düşmanlık başlamış. Amerika’nın tanrıtanımaz bir kültürün temsilcisi olduğunu düşünmüşler. Zamanında Şah’ı destekliyor oluşu da buna bir sebepmiş.


1979 yılında Tahran’daki Amerika Büyükelçiliği’nde 52 kişinin rehin alınmasından 444 gün sonra, 1980 Nisan’ında ABD başarısız bir kurtarma operasyonu gerçekleştiriyor. Bu olayla birlikte ABD-İran ilişkileri tamamen kesiliyor. (“Operasyon Argo” filmini izlediyseniz olayı daha iyi gözünüzde canlandırırsınız. Film klasik bir "Kahraman Amerika" algısıyla yapılmış. Sadece o zamanı biraz yakalamak isteyenler için filmin linki burada, buyrunuz; http://www.imdb.com/title/tt1024648/  ) 
Rafsancani


Humeyni 1989'da ölmüş. Yönetim, Devrim Muhafızları'nın etkin olduğu bir dini rejim haline gelmiş. Dini lider olarak daha önce Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Hamaney iş başına gelmiş.(Hala dini lider kendisi.) Cumhurbaşkanı ise Rafsancani olmuş. Bir modernleşme hareketi başlattıysa da etkili olamamış.


2.Dini Lider Hamaney
Hatırlayanlarınız vardır elbet, 1980’de Şatt-ül Arap su yolunun kontrol edilme isteği sonucu  başlayan Irak-İran savaşı tam 8 sene sürmüş. Her iki ülke de savaşın ağır harcamalarından payını almış. Savaş bittiğinde de her iki taraf hiçbir şey elde edemeyerek eski sınırlarına çekilmiş.

Hatemi
1997’de Hatemi Cumhurbaşkanı olmuş. Devrim Muhafızlarının etkisini azaltmaya çalışmış. Uyguladığı iç ve dış politika gençler tarafından sevilmiş. Örneğin internet kullanımı artmış. İran kendi GSM ağını kurarak dış dünya ile ilişkilerini pekiştirmiş.





İran'da problem şu: Cumhurbaşkanı ne yaparsa yapsın, mollalardan oluşan meclis tarafından onanmıyor ve modernleşme için tüm girişimler sonuçsuz kalıyor.Mollalar olduğu sürece, Cumhurbaşkanı istediği kadar ileri görüşlü olsun, durum değişmiyor.

Ahmedinejad
Tahran’ın yoksul bir semtinden çıkan “Halkın adamı” lakaplı gelenekçi aday Ahmedinejad, 2005’te seçimi kazanmış. İzlediği politika biraz daha sert bulunmuş olsa da, İran’ın adını da duyurmaya başlamış.

Kendi petrolünü kendisi ürettiği halde, bunları işlemek için yeterli rafinerisi olmadığından 2007 yılında büyük bir petrol krizi olmuş. Benzine %100 zam yapılmış. Günlük 10lt zamsız benzin, ama aşılırsa zamlı fiyattan alınması zorunlu kılınmış. Peykan marka otomobilleri, fazla benzin tükettiği için piyasadan çekilmiş. Amaçları petrol tüketimini azaltmakmış. Var olan ekonomik ambargonun üzerine tüm bu olanlar enflasyonu yükseltmiş.

Çareyi nükleer santrallerde aramış, uranyum zenginleştirme çalışmalarına hız vermiş. (2010)
Tabi ki başta ABD olmak üzere tüm batılı devletler, İran’ın nükleer silah üretebileceği kuşkusuyla yoğun baskıya başlamış. Baskılara boyun eğmek istememişler ve çalışmalara tam gaz devam etmişler.

Hasan Ruhani
Ağustos 2013’teki seçimlerinde Hasan Ruhani, hem ülkenin reform yanlısı kesimlerin sempatisini kazanmış, hem de ılımlı görüşleriyle dini liderlikle olan yakın bağları nedeniyle %52 oy oranıyla kazanarak İran İslam Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı seçilmiş.


Buraya kadar ben de hiçbir şey bilmiyordum. Bu yüzden –miş, -mış’la anlattım.  
Artık –di’li geçmiş zamana geçebilirim çünkü ben de olaylara tanık oluyorum.

Sizler Türkiye’de varsa yoksa dershaneler açılsın mı kapatılsın mı tartışmalarına tanık olurken, benim algım sadece İran’la ilişkili konulara yöneliyor.

Ruhani’nin söz verdiği reformları başladı gibi. Başladı diyorum çünkü; söz başka, uygulama başka. Kasım’ın başında ahlak polisinin kadınları 'uygunsuz giyindiği için' gözaltına alma ya da tutuklama yetkisini elinden aldı. Bu çok büyük bir coşkuyla karşılanmadı burada. İnsanlar bu konuda temkinli. Henüz yeni başa geçmiş birisine tam olarak güvenmeleri için zamana ihtiyaçları var. Burada inzibat denen polislerle birlikte kara çarşaflı ahlak polislerinden birkaçını gördüm. Demek ki gerçekten bazı şeylerin tam olarak değişmesi için zaman gerekli. 

İki gün öncesinde de Cenevre’de İran ile BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) ve Almanya’dan oluşan altı ülke arasında uluslararası tarihi bir anlaşma imzalandı. Tahran yönetiminin nükleer programının kontrol altına alınmasını sağlayacak bu anlaşma ile, İran yaptırımların yumuşatılması şartıyla nükleer faaliyetlerini sınırlayacak.

İşte bu haber yüzleri gülümsetti. Çünkü ambargonun ortadan kalkması demek, İran parasının değerinin artması demek.  İran ile batı arasındaki ilişkilerin de süratle normalleşmesi anlamı taşıyor. Buradaki insanlar İran’ın kendini dış dünyaya bu kadar çok kapatmasından rahatsız. Bu anlaşma ile ticari etkileşim artacak. Demokrasi ve hukuk devleti(!) olma yolunda önemli adımlar atılacak olması insanları heyecanlandırıyor.


Onların heyecanını ben de paylaşıyorum. Umarım modernleşen dünyada, milli değerlerini ve varlıklarını koruyarak, diğer modernleştiğini zanneden ülkelerdeki gibi yozlaşmadan bu yolda ilerlerler. 




























3 yorum:

  1. güzel olmuş. miş, mış' larla birlikte bugünü de anlatmaya devam et lütfen. takipteyiz.... homeros7

    YanıtlaSil
  2. Siz hala iranda misiniz takip ediyorum

    YanıtlaSil