Bumerang

22 Kasım 2013 Cuma

ÇELİŞKİLER KENTİ TEBRİZ

     Ertesi gün Aşura’nın son günüydü. Evimiz camiye yakın olduğu için ilahileri neredeyse ezberleyecek duruma geldik. Özellikle seçtiğimiz için değil ama şu ana kadar oturduğumuz evler hep camiye yakın oldu. Camilerin minareleri bize göre daha kısa. Hemen hemen hepsi ışıklı ve de renkli taşlarla döşenmiş. Türkiye'de bile ezan okunuşu farklılık gösterir, burada da öyle. Daha bir yanık, gırtlaktan okunuyor sanki. Arada kahkahaya benzer bir sesle irkiliyorduk. Ağıt sırasındaki ağlama sesiymiş meğer. Bir yabancı için oldukça ilginç bir deneyim aslında. 
      Hoparlör sesleri yaklaşmaya başlayınca pencereye doğru koştum. Herkes siyah giyinmişti. Sokaklarda bizdeki halay gibi dizilen insanlar, sağ elleriyle sol göğüslerini döverek ağır ağır ilerliyorlardı. Kendinden geçercesine dövünenler de vardı. İsteyen en sona geçerek eşlik edebiliyordu. Bu şekilde ağıtlar yakarak sokak sokak dolaşıyorlarmış.



Aşura'da sokaklar
 Siyah başörtüm olmadığı için, ilk hevesle mavili yeşilli olanını başıma geçirdim ve eşimle birlikte sokağa çıktık. O kadar siyahın arasında kabak gibi sırıtıyordum. Dolaşan az insan vardı. Dükkanların hepsi kapalıydı. Arabanın içinde bir yerlere giden insanlar bize tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Meğer Aşura’da sokak gezintisine çıkmak da hoş karşılanmazmış. 

https://www.youtube.com/watch?v=cxu9EYsut3E Bu linkten Aşura Gününde çektiğim videoyu izleyebilirsiniz.

     Hızlı adımlarla yaşadığımız bölgeyi bana tanıtmaya çalışıyordu eşim. Yoga merkezinin de olduğunu görünce, Tebriz hakkında yaptığım tüm önyargıları düşündüm. Yoga merkezi olacağı aklımın ucundan geçmezdi. 
     O sırada son ses Amerikan müziği dinleyerek hızla yanımızdan bir araba geçti. Hem de yasın son gününde. Çelişkilerle ve sürprizlerle dolu Tebriz sokaklarında, yiyecek almak için tek bir yer bulamadığımız için eve dönmek zorunda kaldık. Evdeki yufka  ve peynirle geçirdiğimiz ilk günden keyif aldım gerçekten. Aynı anda o kadar çok şey düşünüyordum ki, açlık hissettim diyemem. 
Başka bir yere gittiğinizde, kendinizi de gözden geçirme fırsatı buluyorsunuz aslında. Mesela ben alışkanlıklarımı fark ettim. Ekmek seven yanım, o anda “Aaa ekmek yok, ne yapacağım şimdi derken, diğer gezgin yanım da onu bastırmaya çalışarak, “ekmek yemezsen ölmezsin ya” diyordu. Tencere tava eksiğimiz vardı. Eldekilerle homurdanmadan neler yapabileceğimi fark ettim. Sonuçta şimdilik kısa bir süre buradayız. Normalde, mutfak bana ait olmalı ve her şey elimin altında tam olmalı gibi bir takıntım var. O mutfağın her şeyiyle ben ilgilenmeliyim, düzenim olmalı. Hani erkek kediler bulundukları ortamı işeyerek belirlerler ya, ben de onlar gibiyim denilebilir. Mutfağıma birinin girmesinden hoşlanmam. Eşimin bile...
        Bu sefer sarımsak sıkacağın yok, renden yok, bir tavan ve bir tenceren var. Kavanozların yok, aldığın her şey paketlerinden azar azar kullanılıyor. Marifet, böyle bir mutfakta çalışabilmekte. (Kendime de bir güzel gaz veririm böyle.) Kişisel olarak evcimen olsam da, alışveriş yapmadan, rutininin dışında işler yaparak, o eve bağlanmadan durabilmek bile, kişisel gelişim için harika bir fırsat.

Tebriz'deki LalehPark Alışveriş Merkezi

      Aşura 14 Kasım’da bitti. 15 Kasım’da her yer canlanmaya başladı. Burada meydanlara “feleke” deniyor. Büyük Felekeye gittik. İnterneti hallettik. Her ne kadar alışkanlıklarımdan kendimi sıyırmaya çalışsam da, sosyal medya buna dahil olamıyor. İnternet hızı Türkiye’dekinden yavaş ama adamların kendine ait her şeyi. Buna bile saygı duyarak yavaş internete bağlanabilirim. Yürüme mesafemizde, her yer yakın evimize. Hani Amerikan Pazarları vardır ya bizde, çarşıda onlara benzer bir sürü dükkan görebiliyorsunuz. İçinde hem tütün satılan, hem de yüz kremi alabileceğiniz ilginç çeşitliliği olduğunu düşündüğüm yerler. Fiyatları kıyaslarsak, gümrükte fiyat farkı konduğu için, neredeyse iki katı. Her nasılsa spor ayakkabımı getirmeyi unutmuşum, fiyat farkını görünce, ayakkabısızlıktan ölsem almamaya karar verdim. Hele bir LalehPark denen alışveriş merkezleri var. Aman Allahım, madem onların parası bizim paramıza göre değer kaybetmiş durumda, bu insanlar nasıl alışveriş yapabiliyorlar diye sormadan duramıyorsunuz. Türkiye’deki tüm markalar var. Mango, Bershka dahil… Dedim ya ironiler kenti diye, en alt katı her alışveriş merkezinde olduğu gibi büyük bir süpermarket. İsmi de "All in All". Türkiye'de de dükkanlara yabancı isimler konması tuhafıma gider, burada da aynı öyle. All in All da ne demek oluyor? 
LalehPark'ın terasından Tebriz

LalehPark

LalehPark


Bana komik geldi. İran globalleşmeyle gelen aynılığa daha ne kadar dayanır bilemem ama bir yerlerden başlamış bile. Duyduğumuza göre muhafazakar yapıda olanlar, bu alışveriş merkezinin olmasından rahatsızlarmış. Alışveriş merkezlerini ben de sevmiyorum. Ama bizdeki problem şu, bizde çok fazla AVM  var.
 Bir de şunu söylemem gerekir; bu kadar estetikli kadını bir arada görmedim. Kaşları kalıcı makyajla Star Warstaki Mr.Spak’a benziyor.  :)


Bir tanesi ayrı olsun diye kadınların birbirini kesme özgürlüğü ile taradım her birini. Yok! Hepsinin kaşları yaş farkı olmadan aynı.
Kel erkek de yok sanki. Saç ekimi de çok fazla uygulanıyormuş. Belki genelleme yapmak mümkün değil ama, benim gördüğüm o ki, Tebriz’de obez insan göremedim henüz. Yeme şekilleri bizimkine çok benziyor aslında. Sadece ekmek yerine daha çok yufka tüketiyorlar. Pilav çok yeseler de, pişirme şekilleri bizimkinden oldukça farklı, pişirene kadar içinde nişasta kalmadığı için mi bilmem o da yağ yapmamış. Pilav pişirmeyi ben de deneyeceğim, o zaman İran usulü pilav tarifini paylaşırım sizlerle… Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder