Bumerang

6 Nisan 2018 Cuma

BÜYÜKSÜN TOLSTOY


Bu hafta da evimize çok yakın mesafedeki Tolstoy'un evini ziyaret ettim. Bu sefer yakın bir arkadaşımla, keyifli bir gezi oldu. Çehov okumadan, hayatının her detayını öğrenmiş olabilirim. "Ne kadan da cahilsin!" diyebilirsiniz. Eşim diyor ki, edebiyatın magazincisi oldun. Ama Tolstoy okumamış birisi değilim. O kadar da değil arkadaşlar. Lise döneminde klasiklerin çoğunu okudum. Unutmuş olabilirim sadece. Anna Karanina, Diriliş, Savaş ve Barış hatırladıklarım. Daha önce de dedigim gibi, klasikler farklı yaşlarda tekrar okunmalı.

Biraz kimmiş, neler yapmış öğrenelim, sonra da hep birlikte nasıl bir yerde yaşadığına bakalım.

Lev Nikolayeviç Tolstoy 1828 - 1910 yılları arasında yaşamış. Tula'da dünyaya gelmiş. Tula Rusya'nın Avrupa tarafında ve Moskova'nın 193km güneyinde. İki yaşında iken annesini ve dokuz yaşındayken de babasını kaybetmiş. Eğitimini halaları üstlenmiş ve 1943 yılında Doğu illeri okumak üzere Kazan Üniversitesi'ne gönderilmiş. Ama burayı yarım bırakıp Hukuk Fakültesi'ne geçmiş. Bu eğitimini de yarıda bırakıp, doğduğu ev olan Yasyana Polyana Malikanesine dönmüş. 3 yıl sonra Rus ordusuna yazılmış, 1854-55 arası Kırım Savaşında görev almış.

Bu dönemde otobiyografik eserlerini yazmış:
"Çocukluk, İlk Gençlik, Gençlik"
Ayrıca "Tipi, İki Süvari Subayı ve Toprak Ağası'nın Sabahı"nı yazmış.

Bu eserleri başarılı olunca kendini edebiyata adamaya karar vermiş, savaştan sonra St.Petersburg'a gitmiş. Ama buradaki demokrat ve muhafazakar edebiyatçılarla anlaşamayarak 1857'de İsvicre, Almanya ve Fransa'yı kapsayan bir seyehate çıkmış. Bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmiş ve döner dönmez çiftliğindeki köylü çocukları için bir okul açmış. 1860'da ikinci bir Avrupa seyehatine çıkmış ve eğitim kurumlarını ayrıntılı bir biçimde inceleme fırsatı bulmuş. Batı'nın yapay ve maddeci uygarlığının insanı bozan bir etken olduğunu düşünmeye başlamış. Rusya'ya geri dönmüş. Bu dönemde serflik kaldırılmış. (Serf, Ortaçağ Avrupası'nda, miras yoluyla kendine tahsis edilen kiralık arazide toprak ağası adına çalışan köylü demek. Toprağın ve ürünün mülkiyeti toprak ağasına ait olmakla birlikte, serfler yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılayacak kadar ürünü kendilerine ayırabiliyorlardı.) Kendi bölgesinde eski serflerle toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek üzere yargıçlık görevini üstlenmiş.

1862 yılında 34 yaşında iken komşu kızı Sofya Andeyevna Bers ile evlenmiş. Tam 13 çocuğu olmuş. Bu dönemde Kazaklar, Sivastopol Hikayeleri ve belki de en büyük romanı olan Savaş ve Barış'ı yazmış.

1865 'de Napolyon Savaşları sırasında yazdığı Savaş ve Barış, yaşama sunulan bir destan olarak nitelendiriliyor. Çünkü bu romanda geniş bir zaman sürecinden bahsedilir, somut şeyler kolayca canlandırılabilir, beşyüz kadar kişiden bahseder, öykü dallanıp budaklanır. Insanı kolayca sürükler. Geniş ve detaylı olduğu için tarihi bir belgesel. Karakterlerin her biri de diğerinden farklı özellikler taşıyor.

Bu önemli eserinden sonra yazar gittikçe artan bir bunalıma girmiş ve 1877 yılında Anna Karenina'yı yazmış. Burada aileleri mutsuzluğa götürebilecek etmenleri araştırıp, kendimizi sorgulamaya itiyor.

1880'den sonra Ortodoks kilisesini eleştirmeye başlamış. Kendine özgü bir hristiyanlık anarşizmi geliştirmiş. "Dogmatik Teolojinin Eleştirisi", "O halde ne yapmaliyiz?", "Tanrı'nın hükümdarlığı icimizdedir" adlı makaleleriyle 1901'de kilise tarafından afaroz edilmiş. Bu dönemde de "Ivan Ilyiç'in ölümü", "Kreutzer Sonat", "Hacı Murat" ve "Diriliş" gibi eserleri, aynı manevi arayışa, ahlaksızlıkla suçladığı sanatı ve doğmalar ile mucizeler üreten Kilise'yi yadsıyışına işaret ediyor.

1900lerden itibaren mülkiyet konusundaki radikal fikirleri sebebiyle ailesiyle arası açılmış. Diğer yandan da aydın Rus gençleri arasında giderek daha çok tanınmış. Bu ikisi, derin bunalımını ve manevi yalnızlığını arttırmış. 1910'da ailesini terk etmeye karar vererek yanına en küçük kızı ve doktorunu alarak yola çıkmış. Ama birkaç gün sonra Astapovo tren istasyonunda zatürreden ölmüş olarak bulunmuş. Doktoru ne yapıyormuş o sırada merak da etmiyor değilim.

Trajik bir son olmuş Tolstoy'unki. Çehov'la aynı dönem yaşıyorlar. Tolstoy ondan daha büyük. Ama ikisinin evini kıyasladığımda arada dağlar kadar fark var. Çehov çok daha zor koşullarda yaşamış. Tolstoy'un bir eli yağda bir eli baldaymış. Evi tam bir malikane, eşyaların kalitesi de bunun altını çiziyor. Ama edebi açıdan Tolstoy'un eserleri daha iyi bulunuyor. Ben, bu evi ziyaret etmeden önce hayatını bilmiyordum. Daha sade bir hayat beklerken, nedense hayal kırıklığına uğradım. "Bu kadar rahatın içinde ben de yazardım" diye geyiğini bile yaptık arkadaşımla. Tabiki mevzu bu değil. Edebiyatın magazin kısmı bizi ilgilendirmesin. Adam kendini yazılarıyla tarihe altın harflerle yazdırmış. O kadar refahın içinde yaşadığı kişisel bunalımları, onu daha yaratıcı yapmış olabilir. Kalemine sağlık Tolstoy! Bize düşen de kitaplarını defalarca okumak olsun.

Gelelim müze haline getirilmiş evine...
Çok geniş bir bahçesi var. Hatta Tolstoy'un bu evi almasının sebebi bu geniş, düzenli bahçe. Hem de kentin ortasında, onun için sığınabileceği bir yer. Şu anda bahçede tam 160 ağaç bulunuyor. Üç ıhlamur ağacı neredeyse 200 senelik. Ağaçlardan on tanesini de Tolstoy dikiyor, işaretlerle belirli o ağaçlar. Evin bahçesinin en çok kullanılan, yaşayan yeri ana evin bahçeye bakan kısmı. Tolstoy ailesi bahçede kriket oynarlarmış, kışın kayak yaparlarmış. Birlikte çay içecekleri bir yaz köşesi de var.


Yaz köşesi




Ana evin tadilatında Tolstoy ve oğulları bu evin üst katında kalmışlar. Daha sonra bu ev, kiracılara verilmiş. Kitapların basımıyla ilgilenen kişi ailesiyle birlikte burada yaşamış. Şu anda hediyelik eşyalar satın alabileceğiniz bir dükkan.





İçeri girerken, ayağınıza komik ayakkabılardan geçiriyorsunuz. Sözde hijyen için ama tartışılır. Galoşlar daha mantıklı sayın yetkililer. Bu arada giriş 600 rubleydi ama fotoğraf çekmek için ve sesli guide için ekstradan para harcıyorsunuz. 




Tolstoy ailesi 1881'de Yasnaya Polyana'dan Moskova'ya geliyor. Bu evi alıyorlar ama tadilattan geçiyor, 1882 Ekim'inde yerleşiyorlar. 1901 Mayıs'a kadar bu evde yaşıyorlar. 13 çocuktan onu kızları Tatyana, Maria ve Alexandra, oğulları Sergei, Ilya, Leo, Andrei, Mikhail, Alexei, Ivan ile bu evi paylaşıyorlar. 1920'de eve devlet el koyuyor 1921'de de müzeleştiriliyor. Bu evde aileye ait 6000 eşya, 1890lı yılları tam olarak yaşatacak şekilde sergileniyor. 


Soba kapağı bile şaşalı🙂. Evde bulunan duvar sobalarından 10tane var. O dönemde elektriğin olmadığını da düşünün. Sistemin harikalığına ben şapka çıkartırım. 

Oturma Odası

Oturma Odası

Bu ayıyı bizzat Leo Tolstoy avlamış. 1858'de az kalsın canından oluyormuş. 

Tatyana arkadaşlarıyla birlikte Antinoi'nin büstünün bulunduğu bu açık alanda resim çalışmaları yapar, bu büstü de model olarak kullanırlarmış. Küçük çocuklar da gün içinde buradaoyunlar oynarlarmış. Büyük metal tepsilere binerek merdivenden kayarlarmış. 




Eve gelen misafirler, içi doldurulmuş olan ayının tuttuğu bu ahşap tepsiye kartvizitlerini bırakırmış. 

Çin bilardosu
Sergei ve Leo Tolstoy bu piyanoyu çalarlarmış.
Yatağın üzerindeki örtü, Leo Tolstoy'un eşi tarafından örülmüş. Pek becerikliymiş. Kadıncağız evi çekip çevirmiş, çocukların eğitimiyle ilgilenmiş, eşinin yazı taslaklarının temiz kopyalarını çıkartır, eserlerinin kanıtlarını tutar, her şeyi takip edermiş. Hikayeler yazarmış, müzik ve resme de ayrı bir tutkusu varmış. Fotoğrafçılıkla bile uğraşmış. Bu evdeki tüm eşyaların bir envanterini çıkararak, eşyaların günümüze kadar korunmasını sağlamış. 
Sergei'nin eşi Maria'nın portresi. Tatyana Tolstaya yapmış hem de.
Tolstoy çiftinin yatak odası. Yatak gözüme çok küçük geldi. Son çocukları Ivan doğduğu zaman yatak odası olarak kullanmaya başlamışlar. Evlendiklerinde Sophia 18, Lev Tolstoy 34 yaşındaymış. Aslında o dönemde eşlerin yatakları yan yana olmazmış. Iki yatağı birleştirip yatmak Tolstoy'un tercihi. 13 çocuğun bir açıklaması olmalı tabi.😁 
Çocuk odası
Çocuk odası
Çocukların bakıcısı Anna Sukholenkova'nın yatağı

En küçük çocuklar Alexei, Alexandra ve Ivan, ebeveynlerinin hemen yanıbaşındaki bu odada kalırlarmış. Alexei sadece 4 sene yaşamış. Ailenin en küçüğü, herkesin sevgilisi Ivan'a Vanechka diye seslenirlermis. 6yaşında 3 dil konuşabilen bu duyarlı, iyi çocukcağız da 7 yaşına kadar yaşamış.  Onun ölümünden sonra Tolstoy kendini toparlayamamış ve çocuklar neden ölüyor diye kendini sorgulamaya başlamış. Alexandra küçükken onun pek gözdesi değilmiş ama büyüyünce Tolstoy'un özellikle son dönemlerinde en yakın yardımcılarından birisi olmuş. 


Çocuklara yurtdışından yabancı öğretmen getirtilirmiş. Eğitimle ilgili kararları hep Sophia Hanım verirmiş. Kendisi de iyi derece Almanca bilirmiş ve bunu çocuklarına öğretmiş. Bu kadını niye sevememiş acaba? 
Sophia Hanım'ın ellerinden.


Tatyana bir portre sanatçısı. Resim, heykel, mimari eğitimi alıyor. Odası kendi stüdyosu gibi. Ebeveynleri arasındaki tartışmalarda da sakinleştirici rol üstlenirmiş. Arkadaş canlısı, neşeli, enerjik bir mizaca sahipmiş.  Siyah bir masa örtüsü üzerindeki işlemeler ilginç. Odasına gelen kişiler tebeşirle kendi imzalarını bırakırlarmış, o da renkli iple işlemiş. Ne becerikli, yaratıcı bir aile! 

Tatyana'nın odası
Tatyana'nın odası
Tatyana'nın odası
Leo Tolstoy'un çalışma odası. Yazı yazmaya sabah 9, 10 gibi başlarmış. Öğleden sonra planladığı saat olan 15, 16 gibi asla bitiremezmiş. İleri derecede miyopmuş. Metinlerini daha yakından görebilmek için sandalyesinin bacaklarını kısaltmış. 
Leo Tolstoy'un çalışma odası
Leo Tolstoy'un çalışma odası
Leo Tolstoy'un çalışma odası
Leo Tolstoy 67 yaşında bisiklete binmeyi öğreniyor. Ağırlıkla çalışma, ayakkabıcılık, odun kesme, bisiklet, kuyudan su çekme... Bu yaşta tüm bunları yapan Tolstoy'a büyük alkış. 
Tolstoy kendisinin ve ailesinin ayakkabılarını kendi elleriyle yapıyormuş. Valla bravo!
Leo Tolstoy'un çocuk kitapları da varmış. 
Tolstoy'un rakun kürkünden yapılmış paltosu.
Salondaki bu resim15 Nisan 1898 tarihli. Tolstoy, arkadaşları ve akrabalarıyla bir arada. Yanında ayakta duran kişi eşi Sophia, sol uçtaki oturan kızı Tatyana, sağ en uçtaki ise en büyük oğlu Sergei. 
Bu şaşalı oda büyük resim odası diye adlandırılıyormuş. Salonda içilen çaydan sonra evin hanımı arkadaşlarıyla birlikte bu odaya geçerek nazik sohbetler ederlermiş. Daha basit bir hayatı tercih eden Tolstoy bu odayı fazla aristokrat bulduğu için sevmezmiş. Buraya "aptal resim odası" adını vermiş. 
Büyük resim odasının sehpasında duran, aile üyelerinin resimlerinden oluşan bu ahşap resim çerçevesini çocuklar anne ve babasına 30.yıl evlilik yıldönümü hediyesi olarak yaptırmışlar. 
Maria'nın yanındaki bu oda Avdotya adındaki kahyanın ve terzinin.30 yıldan fazla hizmet etmiş Avdotya, Sophia'nın büyük güvenini kazanmış. 
Kızlarının lüks giyinmeleri de Tolstoy'u rahatsız edermiş. Giydiğiniz her elbisede, her kumaşta kaç işçinin emeği var biliyor musunuz diyerek sitem edermiş. Sevgili Tolstoy, ne diyeyim bilemiyorum. Bu düzen sana da rahat gelmiş ki evi terkedişin 80ine doğru. Evdekilere de kendine de huzur vermemişsin be usta!
Evin uşağı Ilya'nın odası. Tolstoy hastalandığında da ona bakarmış. Fakat huzuru pek sevmeyen Tolstoy Abimiz, bu durumun insanları ahlaki açıdan bozacağını düşündüğü için, hizmetlilerin yardımını pek istemezmiş. 
Tolstoy, 7 gibi erkenden kalkarmış. Çalışma odasının yanındaki odada kendini yıkar ve giyinirmiş. Her sabah ağırlıklarını kaldırarak egzersiz yaparmış. Kışları odunları testereyle keser, eve taşır ve çalışma odasındaki sobayı kendisi yakarmış. Bahçedeki kuyudan varile su doldurup, kızakla bunu eve taşırmış. Ayakkabıcılık öğrenip, kendine ayakkabı bile yapmış. 

Yemek masaları. Bu masaya Çehov dahil bir çok yazar, müzisyen, sanatçı gelirmiş. Şarap sadece misafirlere ikram edilirmiş. Yemek saati 6'da tüm aile sofraya otururmuş. Sophia masanın başında oturur ve yemekleri o servis edermiş. Sophia gelmeden asla yemeğe başlanmazmış. Tolstoy, her canlının bir yaşam hakkı olmalıdır diye düşündüğü için 1880lerde vejeteryan olma kararı almış. Onu anne ve kızları takip etmiş. Vejeteryan olmayan diğer çocuklar için evde her zaman iki tip yemek pişmiş.

Evin hizmetlisi Maria Suvorova bu evde, evin sahiplerinden daha uzun yaşamış. Sonra Tolstoyların aşçısı Semyon Rumyantsev ile evlenip mutfağın yanındaki odada yaşamışlar. 

































Üst katta Mikhail ile Andrei'nin odası var. Yabancı dil konusunda eğitim alıyorlar. Anne, baba ve eve gelen misafirler, onların müziğe olan yeteneklerine hayran kalırmış. Özellikle Mikhail viola, akordeon ve balalayka da çalabiliyormuş.

Tolstoy'un yaşamı boyunca kızlarıyla ilişkileri daha iyi olmuş. Özellikle büyük oğlu Sergei ilearasında aşk ve nefret ilişkisi varmış. Tolstoy günlüğünde ondan "aptal bir çocuk" diye bahsetmiş. Fakat 10 yıl sonra bu günlüğü bularak bu cümlenin üstünü karalamış ve "yanılmışım, aslında çok akıllı bir çocukmuş" diye yazmış. İlk çocuklara yazık diye düşünürüm hep. Anneli%i babalığı ilk üzerinden deneyimleyen ebeveynler, sonrakilerde daha sakin olabiliyor. Sergei de epey çekmiş galiba.
Babasına ve onun görüşlerine en yakın olan kişi Maria'ymış. Babasına çalışmalarında yardım edermiş. Lev Tolstoy, kızının bu içtenliğine çok değer veriyormuş. Duygularını göstermekte kontrollü olan Tolstoy, Maria'yı çok sevdiğini ve ona karşı büyük bir hassasiyet gösterdiğini dile getirmiş. 

Üst katta hizmetlilerin odaları da bulunuyor. Avdotya Popova Tolstoylara 30 yıldan fazla hizmet etmiş. Bir terzi de onunla birlikte yaşıyormuş. Kısacası Tolstoy malikanesinde tam 10 hizmetli calışıyormuş. Evin temizliği, yemek, çocuklara bakmak, bahçe işlerini yürütüyorlarmış. 
Uşak Ilya Sidorkov'un bir çok görevi varmış. Yemek servisi, gelen misafirlerin bildirilmesi, odaları düzenlemek, yağ lambalarını tamir etmek, çocuklara ve Kontes Sophia'ya dışarıda ve balolarda eşlik etmek ... Leo Tolstoy tam bir prensmiş hakikaten. Bir köylü gibi basit yaşamı devam ettirmek isteyen Tolstoy'u bir süre sonra bu hizmetçiler rahatsız etmeye başlamış. Sophia ve çocuklara hizmetçileri çıkartıp her işi kendilerinin yapmasını teklif etmiş. Tüm aile şiddetle karşı çıkmış. Tolstoy Baba kusura bakma da ben olsam ben de karşı çıkardım. Ama kendisi bu rahatın içinde yaratıcı olamadığı için ne yapsın, resmen kaşınmış, huzur bozayım da bir roman patlatayım demiş. O da haklı kendine göre. Yazık.

Bu evi ziyaret edenler arasında Anton Çehov, Maksim Gorki, Nikolai Leskov, Alexandr Ostrovsky, Ivan Bunin gibi o döneme damgasını vuran isimler var.


















Bu yazıyı hazırlarken, o kadar çok Tolstoy fotoğrafı gördümki, artık her sakallıya Tolstoy'a ne kadar benziyor diyerek bakıyorum. Tam bir edebiyat magazincisi oldum. Hakkında neler öğrendim neler. Bir ara ekşisözlükten adını arattırıverin.

https://seyler.eksisozluk.com/lev-nikolayevic-tolstoy-hakkinda-az-bilinen-detaylar

Bir ara da youtube kanalımdan şu linke tıklayarak müze fotoğraflarına hızlıca bir göz atabilirsiniz. 

 Tolstoy'un son zamanlarında Sophia ile yürüyüş yaparken, Khamovniki'deki bu eve girerken , Yasnaya Polyana'daki diğer evde çocuklarıyla birlikte odun keserken çekilmiş görüntülerini de şuradan izleyebilirsiniz.

Lafı uzattım yine. Ünlü sözleriyle bitireyim yazıyı. Hepinize iyi okumalar...


  • İnsanlar, aşk üzerindeki görüşlerini değiştirmelidir. Kadınla erkek, cinsel aşkı şimdi olduğu gibi şiir havasına büründürmekten kaçınmalıdır. Bunun yalnızca insanı alçaltan hayvanca bir iş olduğu kabul edilmeli
  • İçim nefretle dolu, öcümü alacağım.
  • Sen yalan içinde yaşıyorsun, ben hakikatte iddiası, bir insanın ötekine söyleyebileceği en acımasız sözdür.
  • Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.
  • İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikayetçi değildir.
  • Başkaları için kendinizi unutun o zaman sizi de hatırlayacaklardır.
  • Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için, güneşin doğduğunu sanırlar.
  • Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz.
  • Bizim mantık evliliği dediğimiz şey her iki tarafın da gençlik çılgınlıklarında bulunup iyice kurtlarını döktükten sonra yapılan evliliktir…
  • Eskiden önce orospularla yatıp sonra temiz aile kızlarını alırdık, şimdi önce temiz aile kızlarını alıp sonra orospularla yatıyoruz…
  • Sıkıntı sürecinde olgunlaşan, düşünceyle yoğunlaşan, emekle hazırlanan ve en iyiyi vermeyi amaçlayan faaliyete sanat denir.
  • Sakın ahlak kurallarını çiğnemeyin çünkü öcünü çabuk alır.
  • Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur.
  • Nasıl kafa sayısı kadar düşünce varsa, kalp sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır.
  • Menfaat karşılığı yapılan iyilik, iyilik değildir. İyilik, sebep ve netice zincirinin dışındadır.Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.
  • Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir.
  • Kadın, erkeği kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar.
  • İktidar, ancak onu eğilip alabilme cesaretini gösterenlere verilir.
  • İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin?
  • Her şey beklemesini bilen kişiye kendiliğinden gelir.









4 yorum:

  1. Oha adam agir saykoymus.

    Ev, anane evi gibi kokuyor muydu peki? :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :-) Hatta eşi o öldükten sonra günlüklerini basmış. Bakınız Sofya'nın Günlükleri. Adamın ağır hasta olduğunu oradan daha iyi anlayabiliyorsun. Ama iyi yazmış Tolstoy Baba. Onca bolluğun içinde. Çocuklarının ölümü haricinde onu yazmaya iten bir acı bulamayınca sapıtmış. Sarmış sağa sola. Bu hikayeden çıkaracağımız ders ne peki? Geniuslardan uzak durunuz😄

      Sil
    2. Ay o kocamin problemi :)))
      Genius benim cumku agahahahha

      Sil
    3. Ay çok tatlısın. Erkeğin geniusu problem azizim🙂😁

      Sil